Powered By Blogger

30 Mart 2014 Pazar

0120- ( 1 ) HERTELDEN - Hayat Kendini Bileni Eğitir Bilmeyeni Öğütür

Bekir Bülend ÖZSOY 


Hayat kendini bileni eğitir, bilmeyeni ise öğütür. (Anadolu Halk Deyişi) 



ESKİLERDE bir tarihte adamın biri hem varlıklı, hem çalışkan ama hem de huysuz, asabi, etrafını kırıp geçiriyor. En yakınındaki, en uzağındaki bu asabiyetten nasibini alıyor, ama adam dürüst-sağduyulu. Dostları ara sıra uyarıyorlar ‘‘Yapma böyle’’ diye. ‘‘Ben de istemiyorum ama olmuyor’’ diyor. O doktor, bu sakinleştirici, faydası yok. ‘‘Dağın başında bir bilge kişi var. Bir ilahi kudreti olduğunu söylerler, bir git ona görün’’ diyor karısı, çaresiz kalkıp gidiyor. Bilge kişi onu uzun uzun dinliyor, ‘‘düşüneyim’’ diyerek onu yolluyor, ‘‘sonra gel tedavin İle ilgileneyim’’ diyor. Adam tekrar geldiğinde, senin evde bir tahta kapı var mı? Diye soruyor, ‘‘Var’’ diyor adam. Bilge, elini cübbesinin içine sokuyor, iki avuç çivi çıkarıp adama veriyor. 

- Al bunları git her sinirlendiğinde her neredeysen al bu çivinin bir tanesini çak kapının ardına. 

Bu kadar mı diye soruyor adam, bu kadar diyor, bilge. 

BİLGENİN ÖNERİSİ 

Tedavi başlıyor, adam iyileşmek istediğinden bilgenin dediğini aynen uyguluyor. Tarlada sinirlenince koşup bir çivi çakıyor, karısına sinirlenince yataktan kalkıp bir çivi, değirmende sinirlenince eve geliyor bir çivi sonra bir ara fark ediyor, giderek az çivi çakmaya başlamış (Ee az zahmet değil). Bir süre sonra hiç çivi çakmıyor. 

Hemen bilge kişiye gidip durumu bir güzel anlatıyor. ‘‘Gel bakalım’’ diyor bilge gidip senin şu kapıya ve çivilere bir bakalım. Geliyor kapının yanına sök bakalım diyor şu çivileri bir bir. Kerameti halen daha çivilerde bilen adam tek tek çıkarıyor çivileri dikkatlice bir torbaya koyup şükran ve minnetle bilge kişiye geri veriyor. 

-İşte bak, şu çivi deliklerine bak, iyi bak. Ne zaman sinirlenirsen, böyle bir kalp kırdın bıraktın. 

-Bak çivileri eline aldın öfken geçti ama kapıdaki delikler hiç onarılmayacak, öyle kalacak. 

Bunu niye mi anlattım? Alın açın son iki üç günün gazetelerini bakın baş sayfalarına, sonra dönün bakın delik deşik olmuş iş hayatını temsil eden kapıya, anlarsınız!!

Kaynak:
Bekir Bülend Özsoy
(ANSİAD Yön.K. Başkanı)

17 Ocak 2014 Cuma

0119- ( 1 ) HERTELDEN - Bir Kadın Çocuktur Aslında / Şiir / Can Dündar

BİR KADIN ÇOCUKTUR ASLINDA...

Bir kadın çocuktur aslında..
Çocuk gibi davranmayı sever.
Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini de ister.

Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek, kadını.

 Ama her kadın, çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.

Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz,
ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz.

Bir kadın güçlüdür aslında.
Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. 


Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez.
İster ki erkeğin gücü kendisine huzur versin.
 

Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler.
Böylece hem daha kadın
olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne
kadar güçlü olduğunu görecektir.
 

Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.
Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.

Bir kadın sevgilidir aslında.
İçinde her zaman sevgiyi taşır.
Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay 
kıramaz.

Zor sever ama tam sever.
Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için, yüreğinin kabul
ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir.
Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız
Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.
Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz.
Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette.
Bunun nedeni ise engelleyemedikleri "acımak" duygusudur.
 

Bir kadın yalnızdır aslında.
Hiçbir zaman kadını
bütünüyle elde edemezsiniz.
Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır.
O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.
Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz.
Yalnızlık onun sığınağıdır.
 

O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi
karar verir.
Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek
kaybedebilirsiniz.

Bir kadın bilgindir aslında.
Neler yapabileceğini erkek aklı, hayal bile edemez.
Yaratıcılığının sınırı yoktur.
Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler.
Hoyratça harcamaz yaratıcılığını, sadece erkeğine saklar.
Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz, çok
şanslısınız demektir.
Çünkü yaşamınız asla sıradan olmayacaktır.

Bir kadın hayattır aslında.
Çünkü hayatın içinde olan her şey
ancak kadınlar olduğunda anlam 
kazanıyor.

Yemek yemek, su içmek bile.
Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı
doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz?

Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız, ne yazık ki
yaşamıyorsunuz.


CAN DÜNDAR


Kaynak:  Facebook

11 Ocak 2014 Cumartesi

0118- ( 1 ) HERTELDEN - Masum Değiliz Hiçbirimiz, Nuriye Akman







Yargı bağımsızlığı öldürüldü ama cenaze namazı kılınamıyor. Cesedi defnedip yenisini kılı kırk yararak inşa edeceğimize, akbabalar gibi maktulün etlerini kemiklerinden ayırmakta yarışıyoruz. Katilin kimliği konusunda ise rivayet muhtelif. Parmaklar hep karşı cenahı gösteriyor. Kimse “bu durumda benim de payım var” diyemiyor.

Sanılıyor ki yargı bir anda ve tek hamlede can verdi. Oysa cinayetlerin temelinde bütün fertlerin harcı vardır. Adaletin vücut bütünlüğü minik darbelerle yavaş yavaş bozulur. Bu süreçte az ya da çok herkesin eline kan bulaşır. “Ben tamamen masumum!” demenin imkânı yoktur.  

Yargıyı ne zaman ve nasıl katlettiğimizi hatırlıyor musunuz?

İşe girerken, okula yazılırken, diploma alırken, askere giderken torpil yaptırdığımızda...

Sınav sorularını önceden almaya çalıştığımız veya kopya çektiğimizde...

Bizim çocukların burnundan kıl aldırmazken, başkalarının çocukları dövülerek, boğularak, bombalanarak yok edildiğinde seyirci kaldığımızda...

Çalışanlarımıza hak ettikleri ücreti ve terfiyi vermediğimizde...

Mal ve hizmet üretimini ucuza mal edip pahalıya sattığımızda...

Liyakati değil hemşehriciliği ve dava arkadaşlığını önemsediğimizde...

İşlerimiz tıkırında gitsin diye rüşvet alıp-vermekten çekinmediğimizde...

Davamızı kazanmak adına yalancı şahitlik yapıp gerçekleri gizlediğimizde...

Suç işlediğimizde bizi beraat ettirecek hâkim arayışına çıktığımızda...

Hukuk fakültelerinde verilen eğitimi sorgulamadığımızda...

Kanunları yorumlarken devletin haklarını önceleyip birey haklarını görmediğimizde...

Kalemimizi erk sahiplerinin emrine vererek kirlettiğimizde...

Kamu kurumlarını denetimden kaçırdığımızda...

Polis ve askerlere adalete değil bize hizmet etme görevi verdiğimizde...

Rakamları şişirip veya söndürüp istatistiği manipülasyon aracı yaptığımızda...

Usulün, her zaman esastan önce geldiğini unuttuğumuzda...

Maddî manevî gücümüzü sergilemekten hoşlandığımızda...

Adamlarımızın ahlakıyla değil çokluğu ve sadakatiyle övündüğümüzde...

İlkelerin kurumsallaşmasına emek vermeyip günü kurtardığımızda...

Pahalı hediyeleri reddetmeyip özgürlüğümüzü kurban ettiğimizde...

Hırsız bizdense “hırsız var”, yangın bizim bacayı sarmamışsa “yangın var” diye bağırmadığımızda...

Bir adım geri çekilmeyi, özür dilemeyi ve uzlaşmayı küçümseyip mahkemeleri, kaldırmayacakları bir yükün altına soktuğumuza...

Doğruyu söyleyen sevmediğimiz biriyse kulak tıkadığımızda...

Yanlışı savunan sevdiğimiz biriyse onu desteklediğimizde...

Kendi hatalarımızın bedelini başkalarına ödettirdiğimizde...

Liste uzatılabilir. Görüldüğü gibi hiçbirimiz masum değiliz. Peki çare?

Sayın Cumhurbaşkanı’mız geçenlerde “Bize yeni kurallar gerekir.  

Kurallar iyi değilse herkesi yolsuzluğa azmettirir.” mealinde konuştu.  

Bana kalırsa bize önce yeni bir insan tipi gerekir. Dünyanın en muhteşem yasalarını da yapsanız, adalet duygusunu içselleştirecek şekilde yetiştirilmeyen çocuklar büyüdüklerinde, bizlerin bugün yaptığı gibi kanun devletiyle hukuk devletini karıştıracaklar ve adaleti kurban etmekten çekinmeyeceklerdir.

Çocukları sadece öğretmenler ve veliler yetiştirmez. Hayat tarzımız, işimizi yapma biçimimizle bizim olsun olmasın bütün çocukların kişilik oluşumunda payımız vardır. Yazdığımız her satırın, ettiğimiz her lafın, ürettiğimiz her nesne ve projenin hesabını verebilmemiz lazım. Sürü psikolojisinden sıyrılıp önce kendimize çekidüzen vermezsek yarınlarımızı kurtaramayız.

Bugün için en büyük tuzak, “cemaatin adamları-hükümetin adamları” ikilemine kapılmaktır. Halbuki insanları “demokratlar, öfkelerine esir olmayanlar, adaleti ihsanla pekiştirenler, elleri ve dillerinden emin olunanlar” gibi kriterlerle değerlendirmeliyiz.

Aşikâr oldu: Öldürdüğümüz yargıyı diriltemeyeceğiz bu kafayla. Hiç değilse elimizde kalan son bilgelik kırıntılarıyla çocuklarımızı nasıl yetiştirmemiz gerektiğini düşünelim. Binalar yukarıdan aşağıya doğru değil, aşağıdan yukarıya doğru kurulur. Temel sağlam değilse, o çatı er geç çökecektir.

Çocuklara insanî değerleri benimsetip sevdirmek boynumuzun borcu olmalı. Hakikat arayıcılığı tutkusunu çocuğun genlerine işleyecek, onu evrendeki tabii ahengin parçası haline getirecek bir eğitime kafa yormazsak bitmez bu savaşlar...

2014-01-10


YORUMUM;  

Sayın Nuriye Akman’ın bu güzel yazısını, severek okudum. Bloguma eklemeyi de bir görev bildim. Çünkü, duygularıma o kadar  hakkıyla tercüman oldu ki, anlatamam. İçinde yaşadığımız bu toplum hakkında, aynı tarz düşünceleri muhafaza ediyordum ki, zamanlaması açısından da tevafuk olan bu kıymetli yazıyı blogumda paylaşmak istedim.  

Herkes birbirini suçlar ve yargılarken, toplumun sade bir bireyi olarak, öncelikle kendimizi yargılamalıyız. Özeleştiri yapmayan kimse, sürekli olarak başkasını yargılar ve suçlar. Kişisel olarak kendisini yargılayamayan insanlardan oluşan toplumda, sağlıklı gelişme ve huzur olabilir mi?

İnsan olarak ilk görevimiz, başkalarını yargılamak yerine, doğruyu bulmak amacı ile kendimizi sorgulamalıyız. Hedefimiz doğru  ve adil 'insan' olmak olmalı. Yüce dinimiz ve tüm dinler de, insanoğlunun huzuru ve mutluluğu için, esasında  ve temelinde doğruluk ve adalet, öneriyor. Burada  masaya yatırıp, yargılamamız gereken, yukarıdaki yazının bende uyandırdığı ilham mucibince,  öncelikle bizzat kendimiz olmalıyız. Kendisini yargılayamayan toplumları neler bekliyor, düşüncelerimi burada aktarmaya dilim varmıyor. Doğru yolu bulmanın temel ilkesi de; "Sana yapılmasını istemediğin şeyi, başkalarına reva görme." olmalıdır.  Ayrıca, "Birini yargılaman halinde, onu sevmekten mahrum kalırsın."

Bu harika yazısı için Sayın Nuriye Akman'a çok teşekkür ediyorum. Kaleminle birlikte ömrün bol olsun, temennisinde bulunuyorum. 


Saygıylarımla. Sebahattin Tokmak






27 Aralık 2013 Cuma

0116- ( 40 ) HERTELDEN - Kur'anı Kerimin Evrensel Kuralları II


  1. Hile yapmayın.
  2. Aşırı gidip, taşkınlık yapmayın.
  3. Kötülük yapan yaptığı kötülük kadar, kötülük görür. İyi davrananlara daima, daha iyisi ve üstü verilir.
  4. Doğruyu karşısındaki yalanlarsa, senin yaptığın sana, benim yaptığım bana, de.
  5. Bilmeyenlerin yoluna asla uymayın (cahillerin peşinden gitmeyin).
  6. Haksızlık yapmayın, adil olun.
  7. Akledin (aklınızı kullanın).
  8. İnatçı zorbaların emirlerine uymayın.
  9. Yeryüzünü imar edin (Hud Suresi).
  10. Doğruyu ve gerçeği inkar etmeyin.
  11. Düşman barışa yanaşırsa, sen de yanaş.
  12. Din uğruna yardım isteyene, aranızda anlaşarak, onlara yardım edin.
  13. Mirasçı olan akraba, diğerlerine göre, birbirlerine daha yakındır.
  14. Aman dileyene el kaldırma (puta tapan bile olsa).
  15. Size doğru davranana, siz de doğru davranın.
  16. Yeminlerinizi bozmayın (sözünüzü tutun).
  17. Kalplerinizde öfkeyi giderin.
  18. Allah zulmeden milleti, doğru yola eriştirmez.
  19. Canları ve malları ile Allah yolunda hizmet edenler, Allah katında en büyük dereceye ulaşırlar.
  20. Babalarınız ve analarınız küfrü, imana tercih ediyorlarsa, dost edinme.
  21. Allah bağışlayandır ve tövbeleri kabul eder.
  22. Altın ve gümüş biriktirip, Allah yolunda sarf etmeyenlere, Allah katında can yakıcı bir azap vardır.
  23. Kötü olan şeyleri, kendinize iyi göstermekten sakının.
  24. Kolay kazançtan sakınınız.
  25. Zekatı, yoksullara ve düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalpleri müslümanlığa ısındıracaklara veriniz.
  26. Bir iyilik gelirse fenasına, bir kötülük gelirse önceden biliyorduk, demeyin.
  27. İkiyüzlülük etmeyin.
  28. Yalanınız, kabalığınız ortaya çıkınca, özür dileyiniz.
  29. Sorumluluk, var olduğu halde vermeyen zevk ve sefa yapanlaradır.
  30. Kimseye zarar vermeyin.
  31. Dini iyi öğreniniz.
  32. İyilik karşısında nankör olmayın.
  33. Taşkınlık yapmayın.
  34. Haksızlık yapmayın, hele Allah'a karşı asla küfretmeyin.
  35. İftira atmayın.
  36. yararlı iş yapın.
  37. Kalpler, ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.
  38. Görmüyormusunuz ki, biz yeryüzünü etrafından eksiltmekteyiz.
  39. Allah'ın saptırdığına uyma.
  40. Çirkin bir söz, yerden koparılmış kökü olmayan, kötü bir ağaca benzer.
Kaynak:  Fehmi İşcan, İslamiyetin Çağlar Boyu Gelişimi ve Evrenselliği, 1993 yılı basımı

0117- ( 35 ) HERTELDEN - Kur'anı Kerimin Evrensel Kuralları III


  1. Haksızlığa uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret eden kimseleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yere yerleştiririz. Ahiret ecri ise daha büyüktür. (Allah için katil olmak istemeyen, suç işlemek istemeyenler bulundukları yerden, günah işlememek için hicret etsinler).
  2. Allah'a, yapacağım, diye verdiğiniz sözleri yerine getiriniz.
  3. Birbirinizi aldatmak için, yemin etmeyiniz.
  4. Zor altında ikra mubahtır. Ancak, sonradan gerçeğe dönülür.
  5. Yapılan şeyin kötülüğünün farkına varınca, pişmanlık duyun ve ıslah olun.
  6. Aceleci olmayın.
  7. İnsanoğlu için, iyilikte kendine, kötülükte kendinedir.
  8. Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını verin.
  9. Elindekini saçıp savurma, saçıp savuranlar şeytan ile dost olmuş sayılır.
  10. Ne çok cimri ol, ne de çok tutumsuz ol.
  11. Allah haksız yere  cana kıymayı haram kılmıştır.
  12. Namaz kıl, orucu tut, annelerinize iyi davranın.
  13. Zengin olanlara sakın imrenme.
  14. Gerçek meydana çıkınca, batıl batar.
  15. Her can ölümü tadacaktır. İmtihan için dünyada iyiliği ve kötülüğü yarattık, haberiniz ola.
  16. İnsan, aceleci olarak yaratılmıştır.
  17. Kötülüğü, iyilikle savuştur.
  18. Zina ettiğini görmeden, zina isnadında bulunan kişi, bunu isbat edemezse, yoldan çıkmış kişi sayılır ve şahitliği kabul  edilmez.
  19. Gözle gördüğüne şahit ol.
  20. İstinatlarınızda şahit bulundurun.
  21. İnsanlar arasında, hayasızlığın yayılmasına müsade  etmeyin.
  22. İffetli, habersiz mümin kadınlara zina isnat etmeyin.
  23. Evlerinizden başka evlere, izin almadan, sahiplerine seslenip selam vermeden girmeyiniz. Eğer evde kimseyi bulamazsanız, yine de size izin verilmedikçe içeri girmeyin ve size dönün denirse, dönün.
  24. Bakılmaya yasak olunan şeyler, kadın ve erkek bakmasın, iffetlerinizi koruyun.
  25. Yaşlı kadınlar, kendilerini sakınarak, görülmeyecek yerlerini  göstermelerinde sorumluluk yoktur.
  26. Evlerinizde, babalarınızın evinde, annelerinizin evinde, erkek veya kız kardeşlerinizin evinde veya amcalarınızın evinde, halalarınızın, dayılarınızın, teyzelerinizin, evlerinizi kahyası olup, anahtarınızın elinde olan dostlarınızın evlerinde izinsiz yemek yemenizde bir sorumluluk yoktur. Evlere girdiğinizde izin isteyin, selam verin.
  27. Bilgili ve rahman kul, yeryüzünde mutevazi yürür. Bilginler kendilerine takınıldığı zaman, onlara güzel ve yumuşak söz söylerler.
  28. Sizlere ananız, babanız, kızkardeşiniz ve kardeş çocuklarınız haramdır. çocuklarınız da haramdır. Onlar, sizin yaşamadağınız zamanlar için yaratılmıştır.
  29. Mirası hukuka göre yapınız.
  30. Hırsızlık yapmayınız.
  31. Haram yemeyiniz.
  32. Büyüklere saygı gösteriniz, küçükleri seviniz.
  33. Faiz haramdır, faiz yemeyiniz.
  34. Dönüşünüz O'nadır. Cennet Cehennem ve Ahiret gününe inanınız.
  35. Allah'ın Kitaplarına, Peygamberlerine, gönderdiği dinlere inanınız.
NOT: İslam hukuku çerçevesinde olan, daha bir çok toplumsal ve sosyal kurallar Kur'anı Kerim'in daha ilmi incelenmesi sonucu bu kurallar namütenahi çoğaltılabilir.

Kaynak: Fehmi İşcan, İslamiyetin Çağlar Boyu Gelişimi ve Evrenselliği 1993 yılı Basımı.

0115- ( 40 ) HERTELDEN - Kur'anı Kerimin Evrensel Kuralları I


  1. Allah'ın nimetlerini anmak.
  2. Yeryüzünde bozgunculuk yaratarak, karışıklık çıkarmamak.
  3. Büyüklük taslamamak.
  4. Hayasızlık yapmayın (kadınları bırakıp erkeklere yanaşmayın).
  5. İyi örgüt verenleri seviniz, kötülerden kaçınız.
  6. Çok aşırı gitmeyin.
  7. Ölçü ve tartıyı tam yapın.
  8. Allah'a inanları yolundan alıkoymayın, onlara pusu kurmayın (inanmaları için ikna etmeyin).
  9. İnkarcıya üzülmeyin.
  10. Ahde bağlı kalın (Allah'a verdiğiniz söze bağlı kalın).
  11. Fasitlikten uzak durun.
  12. Küçük düşecek şeyler yapmayın.
  13. Allah'tan yardım dileyin, sabredin.
  14. Müsibet, insanların ders alması için Allah tarafından gönderilir. Felaketler karşısında soğukkanlı olmak ve sabırlı olmak gerekir.
  15. İyilik ve kötülük Allah katından verilir. 
  16. Allah'a şükretmek gerekir.
  17. Kötülük işleyip, ardından tövbe edenler ve Allah'a inananları O, bağışlar ancak, aynı kötülüğü bir daha yapmamak gerekir.
  18. Temiz şeyler helaldir, mundar şeyler haramdır.
  19. Zulmetmeyin, zulmeden zulüm görür.
  20. İyilik yapan iyilik görür.
  21. İyilikleri dost edinin, bilgisize aldırış etmeyin.
  22. Sabah akşam, Allah'ı gönülden ve korkarak anın.
  23. Savaşta arkanı düşmana dönme.
  24. Fitneden sakının.
  25. Başkasını çekiştirip, böbürlenmeyin.
  26. Gösteriş yapmayın.
  27. İkiyüzlü olmayın.
  28. Herhangi bir anlaşmanın bozulduğunu görünce, siz de anlaşmayı bozun.
  29. Hainlik yapmayın.
  30. İçinizde düşmana karşı korku tutmayın.
  31. Müslümanlar aralarında dost olmazsa, yeryüzünde fitne fesat kargaşa çıkar.
  32. Sözleşmelerini bozmayın.
  33. Allah'ı ve Peygamberi hoşnut edin.
  34. İnsanlar ile alay etmeyin.
  35. Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir.
  36. İkiyüzlüleri cezalandırın.
  37. Sadaka verenlerle alay etmeyin.
  38. Allah fasık topluluğu doğru yola eriştirmez.
  39. Güçsüzlere,ve hastalara sarf edecek bir şeyi bulunmayanlara Allah ve Peygambere bağlı kaldıkları müddetçe sorumluluk yoktur.
  40. Darlığa düşen ferahlayınca, Allah'ın ona ferahlık verdiğini unutmaması gerekir  (Ne oldum dememeli ve ne olacağım demeli).
Kaynak:  Fehmi İşcan, İslamiyetin Çağlar Boyu Gelişimi ve Evrenselliği, 1993 yılı Basımı

28 Kasım 2013 Perşembe

0114- ( 5 ) HERTELDEN - Sevgi Eğitimi, Doç. Dr. Veysel Sönmez

Ben insanım. İnsanla ilgili olanların hiçbirine yabancı kalamam.   
(HOMO SUM HUMANİ NİHİL A ME ALİENUM PUTO.) Terentius          

Beni sevene, sevmeyene, öldürmek isteyene 

bana işkence edene, benden nefret edene, kin tutana  
hakaret edene kosmostaki tüm  varlıklara  
her an her koşulda beynimi ve  
yüreğimi sonsuz bir sevgiyle açıyorum.  

KARNE:  
Erdemden mutluluktan bütünlemeye kaldı.  
Barıştan, adaletten biri zor bela aldı.   
Duygusu kanserleşti iktisatta, hukukta, 
ihanetten, savaştan, işkenceden yüz aldı.   
Üstelik beyni vardı.  
Koca yüreği vardı.   
Ama insan, sevgiden her çağda sınıfta kaldı. 
 

Bu masal, bende sensiz bitsin istemiyorum.   
Çiçeklenmiş duygular açarken her mevsimde,  
yağmurlar sende bensiz dinsin istemiyorum.  
Sonsuzluk nokta olup dururken can evimde  
Bilgi olup bak da gel.   
Özgürlüğü yak da gel.   
Dünyalar atomla yansın istemiyorum.

Domur domur - damla damla
ıtır ıtır - lale lale
çiçek çiçek
özlem dolu yürek yürek
sevginin imbiğinden geçiyorum
ve ne varsa bu evrende
akrebiyle - yılanıyla - çıyanıyla - insanıyla
tümünü seviyorum.

Bir gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil.

(dizelerinde, vurguladığı gibi insan en değerli varlık durumuna getirilmiştir. Ayrıca, Yunus'ta doğa sevgisi de vardır. O, tüm dünyadaki varlıkları, tasavvufun bir gerçeği olarak, Tanrı'nın bir parçası sayar. Bu nedenlerden dolayı, Tanrı'ya ulaşmada "akıl yolu", "iman yolu" 'nun yeterli olmadığını, bunların yerine "aşk yolu" 'nun işe koşulmasının gerekli olduğunu savunur ve uygular. O' ndaki sevginin temelinde, bu sayıltı yatar. Yalnız sevgiyle İnsan-ı Kamil olunur; yani fenafillah mertebesine ulaşılır. Varlığının tüm boyutlarıyla kendini sevgiye adayan ve bunu gerçekleştiren kişi için, artık parça (kesret) yoktur; Birlik (vahdet) vardır.)...

Benem ol aşk bahrisi, denizler hayran bana
Derya benüm katremdür, zerreler umman bana.
                                         (Gölpınarlı: 241) 

(Deniz onun bir parçasıdır; fakat en küçük varlıklar yani zerreler O'nun için sonsuzluktur. Anlaşılması zor; ama sevilmesi gerekli birer sonsuzluktur.

Yalnız Yunus değildir, evreni böyle gören. Peygamberler, bazı din uluları, düşünürler, sanatçılar, büyük devlet adamları hem düşünceleriyle, hem de yaşama biçimleriyle insanı sevip, yüceltmişlerdir. İncil'de, "komşunu kendin gibi sev", hadis'de, "komşusu açken, tok yatan bizden değildir", Hz. Muhammed'in "insanların en hayırlısı, insanlara en çok yarayandır" (hayr-ün nas men yenfa-ün nas) sözlerinde bu olgu dile getirilmiştir. (İncil: 4-8-9; Kur'an) ...

Sen sana ne sanursan, hem ayruğa anı san
dört kitabın ma'nisi budur eğer var ise.

Ben gelmedim davi için
benim işim sevi için   (Yunus, 13.yy.)

Yüzbin Kabe yapmaktır
bir gönül al çağında.  (Hatai, 16. yy.)

  (Sırası gelince, bir kimsenin gönlünü almak, onu hoşnud etmek, binlerce Kabe yapmaya bedeldir.)

Hane-i dil yapmak eya nüktedan
Kabe bina eylemidir bigüman.  (Azeri Çeleb., 16. yy.)

   (Bir insanın gönlünü hoşnut etmek, Kabe yapmak kadar sevaptır; bundan asla şüpheniz olmasın.)

Dört Kitab'ı okursan, yine bilmiş olmazsın
benim canım - mademki Adem'den bihabersin.  (İbrahim, 17. yy.)

Nazır bulunma ayıbına kimsenin
bed hah-ı nakesan bile olma, kerim isen. (Naili-i Kadim, 17. yy.) 

   (Bu dünyada kimsenin ayıbını yüzüne vurma. Alçak ve kötü insanlar hakkında bile, fena temennilerde bulunma.)

Bir dürr-i yetimem ki, geldüm görünüp insan
emrimde kamu derya, zerremde cihan pinhan.  (Nakşi-i Akkirmani, 17. yy.)

Hoşca bak zatına, kim zübde-i alemsin sen.  (Galip, 18. yy.)

   (Dizelerinde, hep insan sevgisi vurgulanmıştır. İnsan sevgisi anne, baba, kardeş, arkadaş, komşu, ulus sevgisinden geçer. Bunların birine saplanıp kalan kişinin sevgisi, kısır bir döngünün içinde yuvarlanıp durur; gelişip incelmez. Tutarsızlıklar başlar onda. Nitekim Rus Çarı Petro'nun taç tutkusu, Stalin ve Hitler'in ideolojik saplantıları kıyımın, acının, savaşın, ölümün vb. nedenleri arasında sayılabilir. Bizim tarihimizdeki Şehzadelerin öldürülmesinde de benzer özellikler gözlenebilir. ...

Biz bu evrenin ne efendisi, ne de kölesiyiz. Yalnız insanız. 

Kelimeler yanınca, özsüz yaşam değişir
tutuşunca düşünce, yüzsüz makam değişir
sevginin demircisi su verince bilince
densiz devran değişir
renksiz zaman değişir.

Zamanı durdursalar özünde gözlerimin
yaşamak bir sevgiyi bin yüreğe vermektir
bilseler anlamını incelmiş sözlerimin
yokluğun varlığında manada erimektir
sevgi, bilgi, özgürlük
duygu, erdem mutluluk
gönüllerden fışkırıp ölümde dirilmektir.

NOT:
Blog Yazarı olarak bir iki cümle ilave etmeyi gerekli gördüm. Şöyle ki, "Sevgi Eğitimi", Doç. Dr. Veysel Sönmez'e ait olup, 1990 tarihinde basılmıştır. kitaptan alıntıladığım yukarıda yer bulan ifadeleri, böylece sizlerle paylaşmış oluyorum.Telif hakkı sahibine canı gönülden şükranlarımı sunuyorum.               Sebahattin Tokmak