Powered By Blogger

31 Mayıs 2014 Cumartesi

0124- ( 1 ) HERTELDEN - Özel Armağanlar

Dinleme:  Gerçekten dinlemek... Sözü kesmeden ama dinlermiş gibi yapmadan,  
vereceğiniz cevabı düşünmeden... Can kulağıyla...

Sevgi:  Kucaklayın, öpün, elleri tutun. Bu hareketler dostlarınıza, eşinize, 

çocuklarınıza, annenize, babanıza olan sevginizi açıkça göstermenizi sağlayan işaretlerdir.

Kahkaha:  Fıkralar anlatın, neşelendirin. Onlarla birlikte olmayı sevdiğinizi gösterin.


Notlar:  Küçük bir teşekkür notu, küçük bir şiir, bir küçük selam.. Kısacık notlar,  

büyük bir anı olarak hatırlanacaktır. 

İltifat:  Küçücük bir iltifat, karşıdakinin moralini düzeltir, gününü aydınlatır. Küçücük  

bir cümleyi insanlardan esirgemeyin.

İyilik:  Günlük işlerin kargaşasında, yapacağınız iyilik, moral verir.


Yalnızlık:  İnsanlar insansız olmaz. Fakat bazen sadece yalnızlığı isteyebilirler.  

Bazen insanlara yalnızlığı,  böylece kendilerini armağan edin.

Neşe:  Neşe ve hüzün bulaşıcıdır. Hüznünüzü değil ama, neşenizi gösterin.


 Kaynak: Hayatınızı Değiştirecek Bilgelik Öyküler, Dr. Yaşar Ateşoğlu

0123- ( 1 ) HERTELDEN - Gül Yaprağı

Uzakdoğu'da bir Budist tapınağı, bilgeliğin sırlarını aramak için gelenleri kabul ediyormuş.
Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmek imiş.

Bu tapınağın kapısına bir yabancı gelmiş. Yabancı kapıda durmuş beklemiş. Burada

sezgisel buluşmaya inanılıyormuş, bu nedenle kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil
yokmuş. Bir süre sonra kapı açılmış. İçerideki Budist, kapıda duran yabancıya bakmış.
Bir selamlamadan sonra, sözsüz konuşmaları başlamış. Gelen yabancı, tapınağa girmek
ve burada kalmak istiyormuş. Budist bir süreliğine kaybolmuş. Geri geldiğinde, elinde
ağzına kadar su dolu bir kap varmış.  Bu kabı yabancıya uzatan Budist, bu hareketiyle,
"Yeni gelen bir yabancıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz." demek istiyormuş. Yabancı
tapınağın bahçesine dönmüş. Bir gül yaprağı almış ve aldığı bu gül yaprağını, kabın içindeki
suyun üzerine bırakmış. Suyun üstünde yüzen gül yaprağı suyu taşırmamış, hatta suyu
güzelleştirmiş. İçerideki Budist saygıyla eğilmiş ve kapıyı açarak yabancıyı içeri almış.
"Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardır." demiş.

Kaynak:  Hayatınızı Değiştirecek Bilgelik Öğütleri, Dr. Yaşar Ateşoğlu

29 Mayıs 2014 Perşembe

0122- ( 1 ) HERTELDEN - En Kısa Anayasa



Bir zamanlar üç bilge bir araya gelmiş,  dünyanın en kısa anayasasını yazmaya karar vermişler. İnsanın hareketlerine ve davranışlarına hükmeden kanunu gösterebilen kişi, dünyanın en bilge kişisi seçilecekti.

Bilgelerden biri: "Allah suçluları cezalandırır." dedi. Diğer iki bilge bu bir kanun değil, bu bir tehdit, dediler ve bu teklif kabul görmedi.

İkinci bilge: "Allah, sevgidir." dedi, itiraz edildi, çünkü insanın görevlerini, tam olarak tanımlamıyordu.

Üçüncü bilge: "Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi, başkalarına yapmayın." dedi ve ilave etti. "Kanun budur, gerisi yoruma kalmıştır."

Diğer bilgeler de bu teklifi kabul ettiler. Bu bilgeyi zamanının en bilge kişisi seçildi.

Kaynak:  Hayatınızı Değiştiren Bilgelik Öğütleri,  Dr. Yaşar Ateşoğlu

26 Nisan 2014 Cumartesi

0121- ( 1 ) HERTELDEN - EY İNSANOĞLU

Bu hafta bu köşeyi bir Melâmî azîzinin dervişine yazdığı bir mektuba bırakacağım. Şemsi Ergüneş’in bu mektubu, Dr. Mustafa Tatcı’nın hazırladığı ve H Yayınları’nca yayımlanan, Balkanlar’ın gözünün nuru olan Melâmî Pîri Muhammeid Nurû’l-Arâbî’Nil Niyazî Mısrî Divân’ının Şerhi’nde yer almaktadır. 

Bu öğütlere bugünlerde çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum : Sadık Yalsızuçanlar

“Ey insanoğlu, sözlerimi can kulağıyla dinle.
Dinlediğin sözleri kulağına küpe, kalbine nücûm et.
Evladım, ihvânlık nebilerin ve velilerin yoludur.
Bu yolun sâlikleri, tamamen vakfullahtır.
Şu hâlde, Hak için, vücûdunu vakf edeceksin.
Yapacağın hizmet için kimseye minnet etmeyeceksin. 

Her işini hoş, kendini boş göreceksin. 

Kat’iyen yalan söylemeyeceksin. Elin ile koymadığın, mezûn olmadığın bir şeye el vurmayacaksın. 

Vücûdun sıhhatte iken kimseye el açmayacaksın.
Kudretin yettiği bir işle meşgûl olacaksın. Helâlinden kazanıp yiyeceksin.
Gıybet etmeyeceksin. 

İlim ve kemâl davasında bulunmayacaksın.
Bütün hayrı, şerri, kahrı, lutfu, Cenâb-ı Hak’tan bileceksin. 

Hiç kimseyi hakîr kendini azizi görmeyeceksin.
Kendine vücûd verip müşrik olmayacaksın. 

Din yolunda, müslümanlık uğrunda he zahmeti câna minnet ve nimet bileceksin. 

Şerîat dairesinde insanlara muaveneti, mahlûkâta merhameti elden bırakmayacaksın. 

Ahdinde ve va’dinde sâbit olacaksın. 

Kini, kibiri, gazabı, hasedi, riyâyı, fesatlığı, ihtiyâr etmeyeceksin.
Kötü düşünceleri içinden atıp tefekkürât-ı âliyye sâhibi olmaya çalışacaksın.
Her gece yatağına girdiğin zaman o gün yaptığın işlerden nefsini hesaba çekeceksin. 

Ey Hak yolcusu;
Kulaktan kulağa, erden ere olacağı nakl edelim.
Bu nasihatlerimle âmil olursan, kalbine doğacak olan vahdet nurları, vücûdunun her zerresini tenvîr edecek.
Basîretin açılacak.
Ledün ilmine vakıf, bâtın lezzetine nâil olacaksın. 

Gaflet karanlığının perdeleri senden kalkar.
Aşk âlemine dâhil, sermedi saadete nâil olursun. 

Bütün belâlar sana bal ve bu âlemler dikensiz gül, felekler aşiyanın olur.
İnsanlığın hakikatine erersin.
Fakat, sırrını hiç kimseye açmayacaksın.
Kerâmet satmayacaksın.
Hareketlerinde mahviyyet göstereceksin. 

Medh ile zemmi bir telakki edeceksin.
Cümle sıfatları fiilleri Hakk’ın sıfatı, Hakk’ın fiili bilceksin. 

Ey oğlum,
Tuttuğun el Hakk’ın eli. Bu söyleyen Hakk’ın dilidir, bu yazan el, Hakk’ın elidir. 

Oğlum:
Allah ile ol, Allah ile işit, Allah ile gör, Allah ile söyle.
Allah’tan bir an gâfil olma. 

İçin Hak ile dışın halk ile olsun.
Dışını fetvâya, içini takvaya bağla.
Böyle olursan Hak erenler yaverin olsun.
Maddî manevi rızkın gör. 

Uğurun açık, pertevin efzûn, feyzi-i Hak hem-demin, sırr-ı Muhammed Ali, destgîrin, Seyyid Muhammed Nûr yardımcın olsun.
Hû Hû Hû 

Ey insân oğlu:
Melamet mesleği, Hak yolu, ihvânlık, er işidir ver her ân kendi nefsin ile mücadelede bulunmalıdır. 

Her hangi bir âdem, ömründe bir defa “Lâ ilâhe illallah Muhammed Rasûlullah” dese katiyyen cennete girecektir. 

Fakat ihvanlık ağır bir iştir ve çilesi pek çoktur.
Yoluyla gelirsen, ihvan olmak için vücûd varlığından geçmek, benliği terk, etmek hâlis niyetle bir Pîre bende olmak, dünya ve ahirette Pîrine bendeliği ile iftihar etmek maldan, candan geçmek lazımdır. 

Cenab-ı Hakk’ın lutfuna Resûl-i A’zam Efendimizin keremine, pîrimizin himmetine emanet eyledik. Bu ikrârların kabûlu için el-Fâtiha. Amin”

Şemsi Ergüneş 

30 Mart 2014 Pazar

0120- ( 1 ) HERTELDEN - Hayat Kendini Bileni Eğitir Bilmeyeni Öğütür

Bekir Bülend ÖZSOY 


Hayat kendini bileni eğitir, bilmeyeni ise öğütür. (Anadolu Halk Deyişi) 



ESKİLERDE bir tarihte adamın biri hem varlıklı, hem çalışkan ama hem de huysuz, asabi, etrafını kırıp geçiriyor. En yakınındaki, en uzağındaki bu asabiyetten nasibini alıyor, ama adam dürüst-sağduyulu. Dostları ara sıra uyarıyorlar ‘‘Yapma böyle’’ diye. ‘‘Ben de istemiyorum ama olmuyor’’ diyor. O doktor, bu sakinleştirici, faydası yok. ‘‘Dağın başında bir bilge kişi var. Bir ilahi kudreti olduğunu söylerler, bir git ona görün’’ diyor karısı, çaresiz kalkıp gidiyor. Bilge kişi onu uzun uzun dinliyor, ‘‘düşüneyim’’ diyerek onu yolluyor, ‘‘sonra gel tedavin İle ilgileneyim’’ diyor. Adam tekrar geldiğinde, senin evde bir tahta kapı var mı? Diye soruyor, ‘‘Var’’ diyor adam. Bilge, elini cübbesinin içine sokuyor, iki avuç çivi çıkarıp adama veriyor. 

- Al bunları git her sinirlendiğinde her neredeysen al bu çivinin bir tanesini çak kapının ardına. 

Bu kadar mı diye soruyor adam, bu kadar diyor, bilge. 

BİLGENİN ÖNERİSİ 

Tedavi başlıyor, adam iyileşmek istediğinden bilgenin dediğini aynen uyguluyor. Tarlada sinirlenince koşup bir çivi çakıyor, karısına sinirlenince yataktan kalkıp bir çivi, değirmende sinirlenince eve geliyor bir çivi sonra bir ara fark ediyor, giderek az çivi çakmaya başlamış (Ee az zahmet değil). Bir süre sonra hiç çivi çakmıyor. 

Hemen bilge kişiye gidip durumu bir güzel anlatıyor. ‘‘Gel bakalım’’ diyor bilge gidip senin şu kapıya ve çivilere bir bakalım. Geliyor kapının yanına sök bakalım diyor şu çivileri bir bir. Kerameti halen daha çivilerde bilen adam tek tek çıkarıyor çivileri dikkatlice bir torbaya koyup şükran ve minnetle bilge kişiye geri veriyor. 

-İşte bak, şu çivi deliklerine bak, iyi bak. Ne zaman sinirlenirsen, böyle bir kalp kırdın bıraktın. 

-Bak çivileri eline aldın öfken geçti ama kapıdaki delikler hiç onarılmayacak, öyle kalacak. 

Bunu niye mi anlattım? Alın açın son iki üç günün gazetelerini bakın baş sayfalarına, sonra dönün bakın delik deşik olmuş iş hayatını temsil eden kapıya, anlarsınız!!

Kaynak:
Bekir Bülend Özsoy
(ANSİAD Yön.K. Başkanı)

17 Ocak 2014 Cuma

0119- ( 1 ) HERTELDEN - Bir Kadın Çocuktur Aslında / Şiir / Can Dündar

BİR KADIN ÇOCUKTUR ASLINDA...

Bir kadın çocuktur aslında..
Çocuk gibi davranmayı sever.
Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini de ister.

Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek, kadını.

 Ama her kadın, çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.

Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz,
ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz.

Bir kadın güçlüdür aslında.
Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. 


Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez.
İster ki erkeğin gücü kendisine huzur versin.
 

Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler.
Böylece hem daha kadın
olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne
kadar güçlü olduğunu görecektir.
 

Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.
Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.

Bir kadın sevgilidir aslında.
İçinde her zaman sevgiyi taşır.
Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay 
kıramaz.

Zor sever ama tam sever.
Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için, yüreğinin kabul
ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir.
Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız
Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.
Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz.
Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette.
Bunun nedeni ise engelleyemedikleri "acımak" duygusudur.
 

Bir kadın yalnızdır aslında.
Hiçbir zaman kadını
bütünüyle elde edemezsiniz.
Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır.
O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.
Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz.
Yalnızlık onun sığınağıdır.
 

O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi
karar verir.
Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek
kaybedebilirsiniz.

Bir kadın bilgindir aslında.
Neler yapabileceğini erkek aklı, hayal bile edemez.
Yaratıcılığının sınırı yoktur.
Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler.
Hoyratça harcamaz yaratıcılığını, sadece erkeğine saklar.
Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz, çok
şanslısınız demektir.
Çünkü yaşamınız asla sıradan olmayacaktır.

Bir kadın hayattır aslında.
Çünkü hayatın içinde olan her şey
ancak kadınlar olduğunda anlam 
kazanıyor.

Yemek yemek, su içmek bile.
Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı
doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz?

Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız, ne yazık ki
yaşamıyorsunuz.


CAN DÜNDAR


Kaynak:  Facebook

11 Ocak 2014 Cumartesi

0118- ( 1 ) HERTELDEN - Masum Değiliz Hiçbirimiz, Nuriye Akman







Yargı bağımsızlığı öldürüldü ama cenaze namazı kılınamıyor. Cesedi defnedip yenisini kılı kırk yararak inşa edeceğimize, akbabalar gibi maktulün etlerini kemiklerinden ayırmakta yarışıyoruz. Katilin kimliği konusunda ise rivayet muhtelif. Parmaklar hep karşı cenahı gösteriyor. Kimse “bu durumda benim de payım var” diyemiyor.

Sanılıyor ki yargı bir anda ve tek hamlede can verdi. Oysa cinayetlerin temelinde bütün fertlerin harcı vardır. Adaletin vücut bütünlüğü minik darbelerle yavaş yavaş bozulur. Bu süreçte az ya da çok herkesin eline kan bulaşır. “Ben tamamen masumum!” demenin imkânı yoktur.  

Yargıyı ne zaman ve nasıl katlettiğimizi hatırlıyor musunuz?

İşe girerken, okula yazılırken, diploma alırken, askere giderken torpil yaptırdığımızda...

Sınav sorularını önceden almaya çalıştığımız veya kopya çektiğimizde...

Bizim çocukların burnundan kıl aldırmazken, başkalarının çocukları dövülerek, boğularak, bombalanarak yok edildiğinde seyirci kaldığımızda...

Çalışanlarımıza hak ettikleri ücreti ve terfiyi vermediğimizde...

Mal ve hizmet üretimini ucuza mal edip pahalıya sattığımızda...

Liyakati değil hemşehriciliği ve dava arkadaşlığını önemsediğimizde...

İşlerimiz tıkırında gitsin diye rüşvet alıp-vermekten çekinmediğimizde...

Davamızı kazanmak adına yalancı şahitlik yapıp gerçekleri gizlediğimizde...

Suç işlediğimizde bizi beraat ettirecek hâkim arayışına çıktığımızda...

Hukuk fakültelerinde verilen eğitimi sorgulamadığımızda...

Kanunları yorumlarken devletin haklarını önceleyip birey haklarını görmediğimizde...

Kalemimizi erk sahiplerinin emrine vererek kirlettiğimizde...

Kamu kurumlarını denetimden kaçırdığımızda...

Polis ve askerlere adalete değil bize hizmet etme görevi verdiğimizde...

Rakamları şişirip veya söndürüp istatistiği manipülasyon aracı yaptığımızda...

Usulün, her zaman esastan önce geldiğini unuttuğumuzda...

Maddî manevî gücümüzü sergilemekten hoşlandığımızda...

Adamlarımızın ahlakıyla değil çokluğu ve sadakatiyle övündüğümüzde...

İlkelerin kurumsallaşmasına emek vermeyip günü kurtardığımızda...

Pahalı hediyeleri reddetmeyip özgürlüğümüzü kurban ettiğimizde...

Hırsız bizdense “hırsız var”, yangın bizim bacayı sarmamışsa “yangın var” diye bağırmadığımızda...

Bir adım geri çekilmeyi, özür dilemeyi ve uzlaşmayı küçümseyip mahkemeleri, kaldırmayacakları bir yükün altına soktuğumuza...

Doğruyu söyleyen sevmediğimiz biriyse kulak tıkadığımızda...

Yanlışı savunan sevdiğimiz biriyse onu desteklediğimizde...

Kendi hatalarımızın bedelini başkalarına ödettirdiğimizde...

Liste uzatılabilir. Görüldüğü gibi hiçbirimiz masum değiliz. Peki çare?

Sayın Cumhurbaşkanı’mız geçenlerde “Bize yeni kurallar gerekir.  

Kurallar iyi değilse herkesi yolsuzluğa azmettirir.” mealinde konuştu.  

Bana kalırsa bize önce yeni bir insan tipi gerekir. Dünyanın en muhteşem yasalarını da yapsanız, adalet duygusunu içselleştirecek şekilde yetiştirilmeyen çocuklar büyüdüklerinde, bizlerin bugün yaptığı gibi kanun devletiyle hukuk devletini karıştıracaklar ve adaleti kurban etmekten çekinmeyeceklerdir.

Çocukları sadece öğretmenler ve veliler yetiştirmez. Hayat tarzımız, işimizi yapma biçimimizle bizim olsun olmasın bütün çocukların kişilik oluşumunda payımız vardır. Yazdığımız her satırın, ettiğimiz her lafın, ürettiğimiz her nesne ve projenin hesabını verebilmemiz lazım. Sürü psikolojisinden sıyrılıp önce kendimize çekidüzen vermezsek yarınlarımızı kurtaramayız.

Bugün için en büyük tuzak, “cemaatin adamları-hükümetin adamları” ikilemine kapılmaktır. Halbuki insanları “demokratlar, öfkelerine esir olmayanlar, adaleti ihsanla pekiştirenler, elleri ve dillerinden emin olunanlar” gibi kriterlerle değerlendirmeliyiz.

Aşikâr oldu: Öldürdüğümüz yargıyı diriltemeyeceğiz bu kafayla. Hiç değilse elimizde kalan son bilgelik kırıntılarıyla çocuklarımızı nasıl yetiştirmemiz gerektiğini düşünelim. Binalar yukarıdan aşağıya doğru değil, aşağıdan yukarıya doğru kurulur. Temel sağlam değilse, o çatı er geç çökecektir.

Çocuklara insanî değerleri benimsetip sevdirmek boynumuzun borcu olmalı. Hakikat arayıcılığı tutkusunu çocuğun genlerine işleyecek, onu evrendeki tabii ahengin parçası haline getirecek bir eğitime kafa yormazsak bitmez bu savaşlar...

2014-01-10


YORUMUM;  

Sayın Nuriye Akman’ın bu güzel yazısını, severek okudum. Bloguma eklemeyi de bir görev bildim. Çünkü, duygularıma o kadar  hakkıyla tercüman oldu ki, anlatamam. İçinde yaşadığımız bu toplum hakkında, aynı tarz düşünceleri muhafaza ediyordum ki, zamanlaması açısından da tevafuk olan bu kıymetli yazıyı blogumda paylaşmak istedim.  

Herkes birbirini suçlar ve yargılarken, toplumun sade bir bireyi olarak, öncelikle kendimizi yargılamalıyız. Özeleştiri yapmayan kimse, sürekli olarak başkasını yargılar ve suçlar. Kişisel olarak kendisini yargılayamayan insanlardan oluşan toplumda, sağlıklı gelişme ve huzur olabilir mi?

İnsan olarak ilk görevimiz, başkalarını yargılamak yerine, doğruyu bulmak amacı ile kendimizi sorgulamalıyız. Hedefimiz doğru  ve adil 'insan' olmak olmalı. Yüce dinimiz ve tüm dinler de, insanoğlunun huzuru ve mutluluğu için, esasında  ve temelinde doğruluk ve adalet, öneriyor. Burada  masaya yatırıp, yargılamamız gereken, yukarıdaki yazının bende uyandırdığı ilham mucibince,  öncelikle bizzat kendimiz olmalıyız. Kendisini yargılayamayan toplumları neler bekliyor, düşüncelerimi burada aktarmaya dilim varmıyor. Doğru yolu bulmanın temel ilkesi de; "Sana yapılmasını istemediğin şeyi, başkalarına reva görme." olmalıdır.  Ayrıca, "Birini yargılaman halinde, onu sevmekten mahrum kalırsın."

Bu harika yazısı için Sayın Nuriye Akman'a çok teşekkür ediyorum. Kaleminle birlikte ömrün bol olsun, temennisinde bulunuyorum. 


Saygıylarımla. Sebahattin Tokmak